Kenan ÖZTÜRK

Ah benim öğretmenim.

Kenan ÖZTÜRK

                  

            Mesleğinin en can alıcı yerinde, o rolü üstlenmekle neleri kazandırdığının farkında mısın?
            Topluma kazandırdığın o değer, unuttuğun bir gün birden önüne çıkmış.
            Keşke günümüzde bulmakta zorlandığımız bu sahiplenişler tüm bireylerde olabilse. Eminim ki bu düşüncelere sahip olanlar var ama fazla değil.
            Derler ya; “Bir nal bir atı, bir at bir orduyu, bir ordu da bir ülkeyi kurtarır.”
            Düşünüyorum da her öğretmenin meslek hayatında hafızasından çıkmayacağı sadece ve sadece böyle bir kişi olsa. Yaşam şartlarını, aldığı maaşı mevcut durumunu bahane etmeden insan kazanımlarına imza atabilse…
            Her öğretmenin sadece bir kahramanı olabilse.
            Öğretmen sayımız nedir bilmiyorum ama bu ülke kim bilir nerelerde olurdu?
            İsterseniz konuya gelelim ve öğretmenimize kulak verelim.
            “Okulumuzda haylaz, yaramaz, herkesi bıktıran ve her gün bir öğrenciyi döven öğrencimizden son derece huzursuzduk. Disiplin kurulunu topladık ve öğrenci ile ilgili karar aşamasındayız. Ortak düşünce öğrencinin okuldan uzaklaştırılmasıydı. Son kararı vermeden öğrenciyi dinleme düşüncesini öneri olarak getirdim. Kurula çağırdığımız öğrenciye yaptıklarının devam etmesi halinde ilerde gerekli olacak diplomasını dahi alamayacağını ifade ettik. Öğrencimizin kurula hitaben şu okulda üç veya dört öğretmene saygım var, diğerlerini dövebilirim ifadesi herkesi tedirgin etmişti. Bizzat öğrencimizin sorumluluğunu üstlenip anne ve babasının neler yaptıklarını sorduğumda öğrendiğimiz gerçeklerle hakikaten üzüldüm. Anne babası ayrı, her gün anne ve abisinden şiddet gördüğünü tespit ettik. Kendisiyle yirmibeş maddelik bir anlaşma yaptık. Bu maddelerin yirmi tanesine sadık kalacağına dair söz vermiş, bu sözlerin en önemlisi de kimseye şiddet uygulamama sözüydü. Nerede olursa olsun bir problemle karşılaşırsa her zaman kendisine yardımcı olacağıma dair kendisine söz verdim. Onun okuldaki velisi sorumlusu bendim. Ve yıl sonunda kendisini mezun ettik. Mezuniyetiyle öğrencimize iş bulma sözümüzü gerçekleştirmiş, kuaför dükkanına da yerleştirmiştik.” 
            Ve öğretmenimiz devam ediyor.
            “Aradan yıllar geçti. Samsun’da gezerken önüme çıkan bir genç elime sarıldı. Boylu, poslu, yakışıklı, her haliyle çok düzgün birisiydi. Şaşırdım, tanıyamadım. Öğretmenim disiplin kurulunda bana sahip çıkan sizdiniz. Öğretmenim siz o günlerde baha sahip çıkmasaydınız belki birini bıçaklamış hapishanelerdeydim. Şu anda bir kuaförde çalışıyor, ekmeğimi kazanıyorum. Sizlerden Allah razı olsun.” dedi.
            O öğrencinin kaybedilmesiyle kimler neler kaybedecekti?
            Peki, elinden tutulmuş olmakla toplumun kazandığı…
            Tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyor, saygılarımı sunuyorum.