Hangi organımız değersiz ki?..
Gelin isterseniz bir an kapatalım gözlerimizi.
Karanlık dünya ile baş başa kalalım.
Rengarenk dünyamızı tamamen unutalım.
Daha da ileri gidip ömür boyu göremeyeceğimizi düşünelim.
Bu engelle yaşamını sürdürenleri biraz anlamaya çalışalım.
Çok zor değil mi?
Onları ne kadar onları anlayabiliriz ki?..
Kısa bir an bile onların duygularına tercüman olamayız.
Çünkü anında aydınlığa kavuşma güvencemiz elimizin altında.
Allah göstermesin, böyle bir durumla karşılaşsak, kaybettiğimizi tekrar kazanmak için tüm varlığımızı feda ederdik herhalde…
Doğuştan dünyanın renklerinden haberi olmayan, sekiz yaşındaki Meldanur'un görme engelini beş aylıkken fark ettiklerini söylüyor annesi. Mevcut durum kabullenilmişken, bu seferde dört yıl sonra lösemiye yakalanmış minik kız.
Sanki hayatın olumsuzluklarını mıknatıs gibi üzerine çekmiş. Zor yaşam şartlarına lösemiyle mücadele eklense de, hayata yine de sımsıkı sarılmışlar ailece.
Meldanur bugün hastalığıyla ilgili oldukça bilgili; damar yolundan, ket takımına, kırmızı kandan, trombositlere kadar varan, engin bilgisini paylaşıyor sizinle.
Çok şükür ki, iki yıl içinde lösemiyi yenen küçük kız bugün eğitimini aksatmadan sürdürüyor. Başlangıçtaki endişelerine rağmen, başarılı çalışmalarıyla öğretmenini şaşırttığını söylüyor annesi.
Konuşurken çantasını açıyor ve 'Sizlere yazdıklarımı okumak istiyorum' diyor. O okurken biz takip ediyoruz, hiçbir hece dahi atlamıyor.
Şeklen görmediği ama kendine has duyularla hissettiği anne, baba ve kardeşini o kadar güzel tarif ediyor ki. Konuları çok iyi kavrama yeteneğine sahip olduğu gibi kendisiyle ilk tanışanlara ise anlatacakları çok.
Sosyalliğinden ödün vermezken, sevimlilik, cana yakınlık fışkırıyor üzerinde. Kardeşinin yaramazlığından söz ediyor, az sonra da sarmaş dolaş olduklarında birbirlerinin kahkahalarıyla mutlu olduklarına tanık oluyorum.
Aniden ayağa kalkıp elimden çekiyor; 'Kenan amca sana odamı göstermek istiyorum' diyor.
Görme engelli çocuğun başka birisine bir şeyler gösterme çabası. Kalp gözüyle bizden daha fazla görüyor diye düşünüyorum.
O, engelini aslında önemsemiyor, mutlu olmanın yollarını çoktan bulmuş bile.
El ele girdiğimiz odasında 'Burası benim odam' diyor. Odasındaki onlarca bebeği tanıştırırken, 'Bunların hepsi de benim Kenan amca' diyor.
'Lösemiyi yenen görme engelli kızımız' sunuma devam ediyor.
'Bakın bir de yürüyüşümü göstereyim' size diyor.
Dört bir köşeyi görüyor sandığımız, hep açık olan gözlerimiz var ya.
Belki de onlarla göremediklerimiz o kadar çok ki…