Ergin KAHVECİ

Duman, Toz...

Ergin KAHVECİ

İçimden yazmak gelmiyor.
Hatta onu mu yazsam bunu mu yazsam diye çok düşündüğüm halde.
Birçok kurgu yaptım kafamda: Toplumsal travma dönemlerinde ne yazılabilire yanıt olacak.
Bir köşe yazarının rolü, görevi nedir bu gibi durumlarda diye sordum kendi kendime?
Bu gibi durumlarda ayrı bir rol mü üstlenmelidir yoksa kendi çizgisini mi sürdürmelidir, mesela?
Sahi köşe yazarı olmak nedir sizce?
Daha ötesi aydın olmak nedir?
Kimdir aydın?
Yutkunmak, otokontrol, susmak, sessiz kalmak ya da kirişi kırmak mıdır aydın olmak?
Ya da bir kayığın küreği olmak mıdır; kayığı yüzdürüyor diye?
Aydın olmak ben aydınım demek midir?
Toplumsal etiket ya da statüye sahip olmak mıdır aydın olmak?
Sahi nedir bu koca koca etiketlerin aydınlığı?
O halde “eğitilmiş cahillik” diye kavrama hangi anlam yükleniyor?
Peki, aydınlar ya da eğitilmiş cahillik, toplumsal travmaların ayıracımı mıdır yoksa aracı mıdır?
Daniel Bell’in tanımladığı “Bilgi Toplumunda”, krallık bilgiye mi bilime mi aittir?
Ya da metafiziğe.
“Gerçek” ile “gerçeklik” arasındaki ayrımı yapmak sadece aydınların borcu mudur mesela?
“Gerçek” ile “gerçeklik” farkını anlamak çok mu zordur?
Yemek programları bile bunu size anlatmaya yetmiyor mu?
“Pragmatik bataklık” sadece aydınların sorumluluğunda mıdır?
Sen onu dedin ben bunu dedim o halde sen yaptın ben de yaparım demek için yetmişli yaşları beklemeye gerek var mı?
Ya da tam tersi, yetmiş sene sen ne yaşadın kardeşim diye sormak için aydın olmak şart mıdır?
Bell’de Drucker’de “bilgi güçtür” derken acaba hangi bilgiden bahsediyorlar?
Eğitilmiş cahilliğin bilgisini de bilgi olarak algılıyorsak nerede kaldı bizim bilgi alt yapımız?
Bilgi alt yapısı yoksa bilgi mi algı mı olduğunu nasıl anlayacağız o halde?
Bunu dahi anlamaktan aciz isek bilim bilgisini nerede bulacağız?
Nasıl bilimsel bilgiye erişeceğiz?
Nasıl bilim üreteceğiz?
Bilim mi bilgiyi, bilgi mi bilimi besleyecek?
Bütün bunlar fizik bilimler de atbaşı mı gider?
Ya sosyal bilimlerde?
Neyse işte bu sorulara yanıtınız varsa yaranıza bir merheminiz vardır.
Yoksa daha kolay bir yolunuz var: Hep yaptığınızı yapın ve boş vermeye devam edin.
“Ben ve öteki” duygunuzu sorgulama zahmetine girmeyin.
Yazanı, çizeni, gerçek aydınları gazlayıp sadece işinize geleni alın.
Olur ya eskaza farklı bir şeyle karşılaşıp canınız sıkılmamış olur.
Biz mecburuz nasılsa “bilginin ahlaklılığı” ile yazıp çizmeye.
Korkmayın; yine biz kalırız toz duman da, siz kalın duman ve toz olma da!