Kenan ÖZTÜRK

Fındık

Kenan ÖZTÜRK

             Her yıl karar versem de.
                Bir daha gitmeyeceğimi söylesem de.
                Yine yapamadım, yine yenik düştüm.
                Bir daha fındık toplamaya gitmek mi?
                Derken bugünlerde yine bahçelerdeyim.
                Malum fındıkta Ağustos/Eylül ayları işin finali.
                Yapacağımız işten pek ümit edilmese de, köye geldiğimiz ertesi gün bahçede bulduk kendimizi.

                Eşim ve ben.

                İki kişi kocaman bahçede.

                Fındık işi gerekten zor.

                Hele ki bizim hiç işimiz değil.

                Yaşımız yarım asrı devirmiş, böylesi çalışma şartlarına alışık değilken, başladık dalları eğip bükmeye.

                Birde baktık belimize bağladığımız torba doluyor.

                Fındık topluyoruz; bazen dalları çekerek, bazen ocakların altına girerek, bazen de yerlerde sürünerek...

                Kimisini tane halinde, kimisini potan halinde...

                İki gün sonra baktık parmaklar tahriş olmuş.

                Neyse bir şekilde eldiven bularak eldivenle toplamaya devam.

                İşin ehli değiliz ama birkaç gün sonra baktık bir şeyler oluyor.

                Ayaklarımız sabah bizi bahçeye götürmek istemese bile yaptığımız işe baktığımızda kendimize şaşırıyoruz.

                Başkasıyla yarışmıyoruz ama hedeflediğimiz kotayı bulmadan da bahçeden çıkmak yok.

                Ama akşamları inanılmaz bir yorgunluk ki anlatılır gibi değil.

                Günün yorgunluğundan erkenden yatağa düşüyoruz.

                Uykuya dalsak da yorgunluk geçiyor mu?

                Dinlenmeye fırsat bulamadan ertesi günün yorgunluğu üstüne ekleniyor.

                Bu arada yevmiye karşılığı teklifler geliyor.

                Köyde kalsak emin olun boş kalmayacağız.

                Biz olayın sadece bu sürecindeyiz.

                Üretici ise fındığı bir an önce harmana taşıma telaşında.

                Daha fındık kurutulacak, patoza verilecek, satılacak...

                Birde bizim Ayşegül Hanım böylesi yoğun günlerde boş durur mu?

                Evdeki tüm yatak yorganların güneşe çıkarılması.

                Tüm halı ve kilimlerin yıkanması.

                Sanki başka zamanların suyu çıkmış.

                Birde hep bunları bahçe mesaisinin dışına sıkıştırıyor.

                Anlayacağınız gündüzümüz gecemiz karıştı birbirine.

                Bir akşam üstü fındık bahçesinden seslenerek yardım istemesi.

                Aman Allah'ım!

                İki büyük armut çuvalı ve akşama pekmez yapacağız demez mi?

                O pekmez yapmanın ne kadar zahmetli olduğunu bilen iyi bilir.

                Sen gel de gelecek yıl fındık adına söz ver.

                Bir daha köye gelmek mi...

                Bir daha fındık toplamak mı...

                Seneye yine aynı terane, aynı sözler, ısrarlar...

                Kenan'ın yine yumuşak yüzüyle boynunu bükmeler.

                Yine her sene olduğu gibi bir koşturmaca.

                Bunlar bizim belki on güne sıkışan tempo.

                Ama köylüde dur durak yok.

                'Köylü Milletin Efendisidir' sözleri o kadar anlamlı ki.

                Biz o köylünün yaşamında figüran dahi olamayız.

                Milletin efendisi karşısında boynumuz kıldan ince.
                Her yıl bir daha köye gelmek mi diye söyleniriz de.

                Köylümüze sırtımızı dönmeyiz.

                Dönemeyiz de.