(1.bölüm)

ANNEMİZİN MAVİ GÖZLÜ PAŞASI

ŞEHİTLER ÖLMEZ ŞEHİTLER ÖLMEZ

UNUTMADIK UNUTTURMUYORUZ

UNUTTURMAYACAĞIZ!

 

 86 yaşındaki Bedriye annenin son 30 yıldır gözü hep yollarda, hep beklemekte? Bir an olsun aklından çıkmıyor mavi gözlü paşası. Kabullenmiyor değil, elbette kabulleniyor payına düşen şehit acısını. Kabullenemediği tek şey ikiyüzlülük ve vefasızlık. Şehidini 'vatan sağ olsun' diye büyük bir fedakarlıkla kara toprağın kara bağrına vermiş asil bir milletin şehit anasıdır Bedriye anne. Annesinin mavi gözlü paşası Şehit Astsubay İstihkam Teknisyen Kıdemli Üstçavuş İlhan Hamlı son kez 21 Nisan 1992'de Samsun'daki babaevinin önüne al bayrağa sarılı geliyor ama o tek katlı evin içine kapıyı açıp bir daha giremiyor. O günden sonra Bedriye anne hep kapıda bekliyor. Mavi gözlü paşam gelecek diye büyük bir gururla kapıyı açık tutuyor. Vefasızlara ikiyüzlülere inat bekliyor. Şehit anneleri ölür ama şehitler ölmez, şehitler ölmez diye bekliyor. Bizde öyle inanıyoruz şehitler ölmez, şehitler ölmez.

 1980'li yıllarda 15 yaş üzeri olan bir çok insan bugün çok net hatırlıyor olacak ki, o yıllarda ve 1970 yılların sonlarında ülkemizde yaşanan kardeş kavgası nedeniyle okullarımızda doğru dürüst eğitim ve öğretim yapılamıyordu. Okullar sokaklar, mahalleler şehirler adeta bölünmüştü. Terör belasına bulaşmadan mezun olup, meslek sahibi olabilmek için herkes bir arayış içerisine giriyordu. Endüstri Meslek liseleri o yıllarda sınavla öğrenci alıyor mezunları da kısa yoldan hayata atılabiliyordu. Maddi durumu orta ve ortanın altında olan ailelerin çocukları bu nedenle daha çok bu okulları tercih etmek zorunda kalıyordu. Bu durum aynı zamanda maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocukları için hem eğitim hem de ekonomik anlamda bir kurtuluş oluyordu.

 Bedriye annenin ikinci ve son çocuğu olarak dünyaya gelen İlhan Hamlı dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. O dünyaya geldiğinde babası Samsun'da bir terzinin yanında kalfa olarak çalışıyordu. Gelirleri iyi değildi. Evleri, kenar mahallede kendilerine ait olan tek katlı gece kondu tarzında bir evdi. Kışın soğuklarda bile sobası sürekli yanmayan ? yanamayan , mutfağında, lavabosunda su olmayan, suyu mahalle çeşmesinden alan, tenceresinde et pişmeyen, isporto ocağında yemeği pişiren çekirdek bir ailenin en küçük bireyi olarak yaşama tutundu. Bebekliğinde yeterince beslenemedi. Ama anne sütünü hep en helalinden en temizinden içti. Belki de bu yüzden çocuklarda salgın olan bir çok çocuk hastalığını doktor ve ilaç yüzü görmeden en az hasarla yendi. Ne bir bisikleti ne de sıra sıra oyuncakları olmadı. Gazoz kapağı, kiprit kutusu kapağı gibi evsel atıklardan oyuncakları vardı.

 İlkokula doğduğu büyüdüğü mahallede başladı. O yıllarda mahallenin tek ilkokulu olan Şehit Cengiz Topel İlkokuluna başladı. Babası evlerinin bir odasını dükkana çevirmiş orada iğne ile kuyu kazıyor yani terzilik yapıyordu. Babası mahallenin terzisiydi. Gece yarılarına kadar çalışıyor ama çok bir şey kazanamıyordu. Geçimlerini zar zor karşılayabiliyordu. İlk gün annesi tarafından okula götürüldü. O yıllarda öğrenci servisleri yoktu. Olsa bile servise verecek paraları bile yoktu. Zaten okuluda evlerine çok yakın bir mesafede idi. Sonrasında okula yürüyerek kendisi gitmeye başladı. Beşinci sınıfa geldiğinde okul saatleri dışında sabahları ve hafta sonları abisi Ayhan Hamlı ile birlikte gazete satışı da yaptılar. İlhan Hamlı beş yıl hep aynı okula gitti. Mezun olduktan sonra, ortaokula yine aynı şehirde Samsun'da devam etti. Ortaokul evlerine çok yakın bir mesafede değildi ama yine yürüme mesafesinde olduğu için ortaokulda yürüyerek gitti. Zaten ekonomik durumu olanlarda mahallelerine en yakın ortaokula kayıt yaptırıp yürüyerek gidiyordu.1970'li ve 1980'li yıllarda okul servisleri olmadığı gibi okullarda çok uzak mahalleler de değildi. O yıllarda Samsun Ticaret Lisesinin binasında öğleden sonra eğitim ve öğretime devam eden İlkadım Ortaokulundan mezun oldu. O yıllarda İlkadım Ortaokulunun bitişiğinde Samsun Endüstri Meslek Lisesi ve bahçesi vardı. Belki çevresinin yönlendirmesinden belki de elektroniğe ilgisinden İlhan Hamlı kendisini katıldığı sınav sonucu Samsun Endüstri Meslek Lisesinde öğrenci olarak buldu. Ama istediği bölüm olan elektronik bölümünü kazanamadı kendisini tesviye bölümünde öğrenci oldu. Endüstri Meslek Lisesinde okuduğu dönemde elektroniğe olan ilgisini hiç kesmedi, elektronikle olan bilgi ve görgüsünü uygulamalı olarak artırdı. Amatörce telsiz ve radyo yaptı. Öğrenciliği sırasında elektronikle çok yoğun ilgilendi. O yıllarda okullarda yaşanan sağ sol çatışması ister istemez her öğrenciyi etkilediği gibi İlhan Hamlı'yı da etkiliyordu. Her türlü engellemelere rağmen siyasi kavganın içine düşmeden, kazasız belasız, sınıfta kalmadan, sene kaybı da yaşamadan 1980'de mezun oldu. O yıl üniversite sınavına bile girmedi, girseydi kazanabilir miydi, kazansa bile ekonomik nedenlerden dolayı üniversitede okuyabilir miydi ?Ailesi hem ekonomik hem de ülkedeki sağ sol çatışmaları nedeniyle başka bir şehirde üniversite eğitimine sıcak bakmıyor, bakamıyordu. Kısa yoldan hayata atılsın helal yoldan ekmeğini kazansın istiyordu. Peki bu nasıl olacaktı bu işin kısa yolu neydi ? Hayata atılmanın kısa yolu var mıydı? Anne baba tahsilli değildi baba ilkokulu dışarıdan bitirmiş, anne ise okur yazardı. Anne oğlunun kendisi gibi ekonomik zorluklar yaşamasını istemiyordu. Anne tarafından annenin aileden akraba tanıdığı iki Astsubay vardı. Bedriye anne belki de onların ekonomik ve sosyal anlamda yaşamlarının iyi olduğunu, kimseye bu yüzden hiç muhtaç olmadıklarını düşünüyordu.

 Askeri üniformayı belli ki küçük oğlu İlhan Hamlı'ya çok yakıştırıyordu. Birileri askerlik mesleğinin zor olduğunu söyleyip dursa da Bedriye anne askerlik mesleğinin çok onurlu ve saygın bir meslek olduğunu düşünüyordu. Belki de bu yüzden zorluklarını görmüyordu. Kadın olması nedeniyle zorluklarını bilmesi de mümkün değildi. Zaten oğlunu hep mavi gözlü paşam diye seviyordu. Askerlik Şubesinden askeri okul sınavlarına başvuru formunu da Samsun Askerlik Şubesinden Bedriye anne kendisi almıştı. Çünkü askerlik şubesinin etrafındaki mahallelerde sağ ve sol gruplar tarafından adeta kuşatılmış, kurtarılmış bölge haline getirilmişti. O yılların zor şartlarında İlhan Hamlı annesinin de isteğini kırmayarak astsubay sınıf okulu sınavlarına müraacat etmişti. O yıllarda Harp Okulları Endüstri Meslek Lisesi çıkışlı öğrenci kabul etmiyordu. Astsubay sınıf okulları ise teknisyen astsubay ihtiyacını daha çok Endüstri Meslek Lisesi mezunlarından branşlarına göre sınavla alıyordu. Sınavlar daha çok Ankara gibi merkezi yerlerde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından belirlenen merkezlerde yapılıyor daha sonra kazananlar gazetelerde ilan ediliyor sıraya göre sağlık muayenesi için Ankara'ya çağrılıyordu. Açıkçası ince eleyip sık dokuyorlardı kazanmak yetmiyor güvenlik soruşturmasından da geçmek gerekiyordu. Sülaleyi 7 göbek geriden soruşturuyorlar en küçük bir olumsuzlukta okula başlamış olsa bile ilişiğini kesiyorlardı. Ankara'daki yazılı ve sözlü sınava babası Ahmet Hamlı götürmüş birkaç gün devam eden sınav sırasında annesinin akrabası emekli bir astsubayın evinde misafir olmuşlardı. Sınavdan sonra ise tekrar Samsun'a dönmüşlerdi. Çok uzun bir zaman geçmeden sınavı kazanalar ulusal gazetelerde ilan edilmişti. İlhan Hamlı İzmir Narlıdere'de bulunan İstihkam Astsubay Sınıf Okulunu yedekten kazanmıştı. Ankara 'da Sağlık muayenesi için yedek listeden ilk çağrılanlardan biriside İlhan Hamlı'ydı. Sağlık muayenesi için babası ile birlikte tekrar Ankara'ya gitmişlerdi. Askeri Hastanedeki muayene öyle bir iki günde bitecek gibi değildi, o yüzden babası İlhan Hamlı'yı daha önceki kaldıkları annesinin akrabası olan Emekli astsubayın evinde bırakıp Samsun'a döndü. İlhan Hamlı'nın askeri öğrenci olur raporu alması on günden fazla sürmüştü, tek başına sağlık raporunu almış, okula çağrılacağı güne kadar Samsun'daki evine izinli gönderilmişti. Tamda okula gideceği sırada Türkiye'de 12 Eylül Askeri darbesi yaşanmıştı. Artık Samsundaki evlerinde misafir gibiydi, herkes heyecan içerisindeydi. Dört kişilik aile artık üç kişiye düşecekti. Anne buruk bir sevinç yaşıyordu. Gücü ancak bu kadarına yetiyordu. Çok zor şartlarda okulunu bitirmişti bu yüzden aile bir an önce kısa yoldan ekmeğini kazansın istiyordu. Başka bir çare düşünemiyorlardı. Aslında baba ilhan Hamlı'nın asker olmasına sessiz kalıyordu ekonomik nedenlerden dolayı da çok sesini çıkarmıyordu. Çünkü kendisinin çok düzeli bir geliri yoktu terzilik ve gazete satıcılığı yapıyordu gece yarılarına kadar dikiş dikiyordu ama kazandığı ile zar zor geçiniyordu. İğne ile gece yarılarına kadar kuyu kazıyordu.Hiçbir sosyal güvencesi yoktu. Vergi dairesine kayıtlı terzi olduğu için zorunlu Bağkurluydu ama primlerini ödeyemiyordu. Bağkur borcu sürekli katlanıyordu.O yıllarda bu borçları nedeniyle Bağkur Adli icraya veriyordu. İcralık olmayı istemiyorlardı ama Bağkur preimlerini ödeyecek durumları yoktu. Bu şartlar altında sadece karınlarını doyura biliyorlardı. Fazlası yoktu ama kimseye muhtaç değillerdi. İlhan Hamlı'nın 17 Eylül 1980'de İzmir Narlıdere'deki Astsubay sınıf okuluna katılması gerekiyordu. Askeri okula katılmaktan başka çaresi yoktu, ailenin ekonomik durumu belliydi. Bu yüzden kısa yoldan meslek sahibi olmak zorundaydı.12 Eylül 1980 darbesinden tam beş gün sonra Samsun'daki babevinden ayrılarak tek başına İzmir Narlıdere bulunan İstihkam Astsubay Sınıf okuluna katıldı kayıt için noterde hazırladıkları bir kefilli borç yüklenme kefalet senedini de yanında kayıt için götürdü. Eğer okulu bırakıp gelirse kendisine yapılan tüm masrafları ödemek zorunda kalacaktı. Böyle bir çılgınlığı yapamazdı bunu yaparsa kendisine kefil olan kişiyi borç atına sokabilirdi. Çünkü kendilerinin senetteki yazılı parayı ödemeleri imkansızdı Her türlü zorluğa göğüs gererek astsubay okulundan mezun olmak zorundaydı. Tüm bu nedenlerle başka bir çaresi yoktu. Babaevinden ayrılıp askeri okul disiplini içerisinde yeni bir yaşama başlamak kolay olmamıştı ama ister istemez alışmıştı. 17 yaşında askeri üniformayı giymişti son nefesini verene kadar o onurlu üniformaya canı pahasına sahip çıkacaktı. Artık bunun bilincindeydi. Asker ocağı babaevine benzemiyordu. İyi yanları olduğu gibi zor yanları da vardı. Hepsine alışmak zorundaydı ama bu kolay olmuyordu. Askeri okulda geçirdiği ilk geceyi hiç unutmadı. Çünkü anneden, abiden, babadan ayrı en önemlisi de babaevinden kilometrelerce uzakta hiç tanımadığı yaşıtı gençlerle aynı koğuşu paylaşıyordu. Halbuki hiçbirinin diğerinden bir farkı yoktu. Hepsi için asker ocağında ilk gece zor bir gece oldu. Askeri disipline ve kurallara alışmak zorundaydılar ve hep birlikte alıştılar kaynaştılar zorlukları birlikte yenmeye çalıştılar. Elbette aykırı düşenler oldu bu yüzden birkaç kişinin ayrıldığını duydu. Herkes ayrılsa bile ben ayrılamam diye düşündü, sonrasında alıştı sanki daha önce bu koğuşta yatmış gibi bir hisse kapıldığı da oldu. Ama herşey düzenliydi. Yemek seçme gibi özel bir lüksü olmadı memleketten çok harçlık gelmiyordu onu da zaruri ihtiyaçları için kullanıyordu. Silahla ilk kez asker ocağında tanıştı ilk kez asker ocağında eline gerçek bir silah aldı oysaki 12 Eylül darbesi öncesi yaşıtlarından bazıları ellerinde silah sağ sol davası adına memleketin her mahallesinde, okullarda olay çıkarıyor kardeş kavgasına tutuşuyor, bazen de kardeş kanı akıtıyorlardı.12 Eylül darbesi ile birlikte bir günde silahlar susmuştu ama nice güzel insanlar yaşanan bu kirli kavgada maalesef genç yaşta can vermişti. Belki de ülkede yaşan bu kardeş kavgası da İlhan Hamlı'nın askerlik mesleğini seçmesinde etkili olmuştu. O yıllarda en güvenilir yerlerden birisinin Ordu olduğu konuşuluyordu. Eğe denizinin görüntüsü İstihkam okulundan güzel bir tablo gibi görünüyordu. Ama eğitim yorgunlukları askeri öğrencilerin canını okuyor, denizden bile zevk almıyorlardı. Bir an önce koğuşa geçip dinlenmek istiyorlardı. İnsan herşeye alışıyor, onlarda yeni ortama yeni arkadaşlıklara ve disipline alıştılar. Hafta sonlarını İzmir'de gezerek geçiriyorlardı. Hafta sonları bir haftanın bütün yorgunluğunu atmak için bir fırsat oluyor sivil havayı askeri üniforma ile kokluyorlardı. Sivil halk askeri üniformalı öğrencilere gıpta aile bakıyordu. Bazı aileler kendi çocuklarını da askeri öğrenci olarak düşlüyordu. O yıllarda çarşı iznine askeri üniforma ile çıkılıyordu. Kimsenin terör korkusu yoktu. Askeri öğrencilere üniforma çokta yakışıyordu. Askeri öğrenciler üniformalı oldukları için çarşı izninde her yere giremiyor daha disiplinli hareket ediyorlardı. Bazı anne ve babalar üniformalı askeri öğrencilere çarşı izninde gıpta ile bakarak kendi çocuklarının da askeri öğrenci olmasını çocuklarından istiyorlardı.