Ayhan HAMLI

Pamuk Geçidi Şehitlerimizi Şehadetlerinin 30. Yıldönümünde Anıyoruz - 7 -

Ayhan HAMLI

ANNEMİZİN MAVİ GÖZLÜ PAŞASI
ŞEHİTLER ÖLMEZ ŞEHİTLER ÖLMEZ
UNUTMADIK UNUTTURMUYORUZ
UNUTTURMAYACAĞIZ!

(7 Bölüm)


Herkes çok tepkiliydi ,herkes büyük bir acıyla yağmur gibi gözyaşı döküyordu. Bayrağa sarılı şehitlerin naaşı ve yanında büyütülmüş , canlı kırmızı karanfillerle süslenmiş siyah beyaz çerçeveli fotoğrafları duruyordu. Sadece şehitleri yakından tanıyanlar değil tanıyan ,tanımayan duyarlılık gösterip haberi olan herkes koşup gelmişti. Her türlü terör örgütü tehdidini göze alarak korkusuzca "Kahrolsun PKK " "Vatan sana canım feda " diye slogan atan sivil insanlarda vardı. O gün evladının cenazesini almaya gelen tek şehit annesi Bedriye anneydi. Yine tek şehit babası Ahmet babaydı. Diğer şehitlerimizin de yakınları gelmişti ama gelebilenler dayı ,amca gibi yakın akrabalar ve kardeşlerdi. İlhan Astsubayın Kars Valiliği önünde bayrağa sarılı bekleyen naaşına gözyaşları içerisinde sarılan Bedriye annenin şehit evlat acısını hiçbir söz dindiremiyordu. Valilik önünde yapılan törende şehitlerin özgeçmişleri okunduktan sonra yapılan o klasik konuşma terör örgütü tarafından ne kadar duyuldu bilinmez. Ama "şehitlerimizin kanları yerde kalmayacak" sözleri hep hafızalarda kaldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Merhum Turgut Özal tarafından üç beş çapulcu diye tanımlanan o bölücü hainler alçakça ve hunharca katliamlarını yapıyor, dağdaki inlerine yeni katliamlara hazırlanmak için güpe gündüz dönebiliyordu. Bütün bunlar yaşanırken her türlü sorumluluğu üzerine alarak şehitlerinin kanının peşine düşen sayısız isimsiz kahramanlarında olduğunu duyuyorduk ve biliyorduk. Klasik sözlerden çok isimsiz kahramanların Güneydoğuda ve Doğuda her türlü imkansızlığa rağmen yazdığı destanları biliyorduk. Çünkü onlar siyaset yapmıyor ,içtikleri andın gereğini canları pahasına olsa da yapıyorlardı. Şehit olanlar lojman komşularıydı, şehit olanlar silah arkadaşlarıydı ,şehit olanlar devreleriydi. Biliyorlardı ki ülkemizde gaflet uykusunda olanlar vardı. Onların derin gaflet uykusu masum insanların katledilmesini daha çok kolaylaştırıyordu. Ama sahada olanlar, terörle göğüs göğüse mücadele edenler gaflet uykusunda olanlar değildi. Onları hiç unutmuyoruz, onlara her zaman minnettarız.

Ülkenin gerçek fotoğrafı maalesef o yıllarda böylesine acı idi. Kim derdi ki 17 Nisan 1992 Cuma günü akşam ağabeyi ile sabit telefondan bir telefon konuşması yapan Şehit Astsubay ilhan Hamlı'nın ağabeyi nereden bilecekti bir gün sonra kardeşinin şehadet haberini televizyondan alıp , Kars'a gelip yangın yerinde tarifsiz bir acıyla ailece sarsılacaklarını, bilemezdi. Ateş gerçekten düştüğü yeri yakıyordu, ateşin düştüğü yerde ne yazık ki herkes acı içerisinde şaşkındı. Hatta o yıllarda devlet görevlileri de çok şaşkındı ki, şehit ailesini cenaze sürecinde aileyi takip eden tek bir sağlık personeli bile görevlendirilmemişti. Şehit acısı karşısında dayanmak kolay değildi, insan kendisine destek olacak birisini yanında görmek istiyordu .O yılların şehit cenazelerindeki en büyük eksiği şehit yakınlarını kendi başlarına bırakmaktı. Her ne kadar şehit astsubayların silah arkadaşları aileye destek olmaya çalışsa da bu destek yeterli olmuyordu .Profesyonel bir ekibin devlet adına sahada ateşin göbeğinde olması gerekliydi ,ama hiç yoktular. Birlikte empati yapalım ;ömrünün çoğunu ,en güzel yaşlarını Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde geçirmiş 17 yaşında askeri okula girdikleri andan itibaren 1 yıllık eğitim karşılığı maddi anlamda ağır bir senet imzalamış 15 yıl mecburi hizmeti kabul etmiş dört güzel askerin, acılı yakınları sadece manevi destek bekliyordu. O yılların ceberrut katı kuralları her alanda hakimdi. Valilik önünde yapılan tören büyük bir telaş içerisinde ne kadar sürdü kimse anlamadı bile. Şehit acısı ve tepki çok büyüktü. Tüm bunlar Kars Valiliği önünde yaşanırken ,Kars Havaalanında Ankara'dan şehitleri memleketlerine götürmek için gelen Hava Kuvvetlerine ait Askeri Kargo Uçağı havalanmak için hazırlığını yapmış bekliyordu. Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın askeri uçuş ekibi bu tür yolculuklarda son derece tecrübeliydi. Daha öncede aynı şekilde Türk bayrağına sarılı şehitlerin naaşlarını memleketlerine götürmüşlerdi. Şehit yakınlarına nasıl misafir edeceklerini çok iyi biliyorlardı.

Yine de bu tür şehit nakilleri onlar içinde kolay hiç olmuyordu. Aynı şeyleri kendileri de yaşayabilirdi. Kars Valiliği önündeki tören biter bitmez şehitlerin naaşları askerler tarafından özenle omuzlara alınarak sağlık Bakanlığına ait 4 ayrı ambulansa şehitlere refakat edecek askeri personelle birlikte yerleştirildi. Refakatçı askeri personelin üçü astsubay birisi asteğmen yani yedek subaydı .Tören alanındaki şehit yakınları ise ayrı bir askeri araca bindirildi. Güvenlikli askeri konvoy eşliğinde 4 ambulans ve 14'ncü Mekanize Tugay Komutanı ve diğer subaylar ve astsubaylar şehitleri uğurlamak için Kars Havaalanına kadar eşlik ettiler. Havaalanı uğurlamasında siviller ve Kars Valisi yoktu. Kars Havaalanı şehir merkezine 6 kilometre mesafede 1988 yılında açılmış bir havaalanıydı. O yıllarda Kars Havaalanın arazisi büyük ama kendisi küçüktü. Şehitleri getiren ambulanslar Hava Kuvvetlerine ait pistte bekleyen arka bagajı açık dev kargo uçağına sırayla yanaşarak 4 şehit Astsubayın naaşlarını uçak personeline İnzibat erlerinin yardımı ile teslim ettiler. Bu sırada uçağın ön kapısından şehit astsubay İlhan Hamlı'nın eşi ,annesi ve kızı uçağa alınarak pilot tarafından kokpite yerleştirildi. Şehidin kızı çok bitkin ve yorgundu daha uçak havalanmadan annesinin kucağında mışıl mışıl uyumaya başlamıştı. Şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın annesi ve babası ilk kez uçakla yolculuk yapacaklardı. Yolculukla ilgili hiçbir endişeleri ve korkuları yoktu. Şehit evlat acısı canlarını çok yakıyordu. Şehitlerin Türk bayrağına sarılı naaşları iniş havaalanlarına göre sırayla yerleştirildi. Uçak havalandığında tabutlarda kayma olmasın diye bulundukları yere sıkıca bağlandılar. Tüm yerleştirme işlemleri tamamlandıktan sonra orta yerde şehitlerin tabutları tabutların iki yanındaki uçak gövdesindeki seyyar oturaklara şehitlerin yakınları uçak personeli tarafından oturtuldu. Tüm bu hazırlıklar tamamlandığında saatler 14:00 sularını gösteriyordu ki, uçak tüm kapılarını kapatıp büyük bir gürültüyle Kars Havalanından havalandı. Uçağın yükü çok ağırdı. İlk durak şimdilerde yerinde TOKİ konutları ve Araştırma Hastanesi olan İlkadımdaki Esentepe Kışlası yanındaki Samsun Havaalanına rotasını çevirdi.

O yıllarda artık Samsun Havaalanına büyük uçakların inişi çevrede yükselen binalar nedeniyle kolay olmuyor tehlike arz ediyordu. Bu yüzden uçağın Samsun'a iniş yapması kesin değildi. Pilotlar inişi deneyecek tehlike hissederlerse Samsun'a inişten vazgeçip en yakın havaalanı olan Merzifon Hava üssündeki Askeri Havaalanına inişi gerçekleştireceklerdi. Ne uzun bir yolculuktu ,sanki bütün gündür uçuyorlardı. Halbuki uçak planlanan zamanda sorunsuz Samsun semalarına gelmek üzereydi. Şehit yakınları bir an önce memlekette olmak istiyorlardı .Yorgun ve bitkinlerdi. .


Şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın yaşındaki kızı yaşananlara hiç bir anlam katamıyordu .Yaşından büyük bir acının çok ağır yükü altındaydı. Bir daha hiç göremeyeceği babası Türk bayrağına sarılı üzerinde kırmızı canlı karanfiller olan bir tabutun içerisinde uyuyordu ,Samsun'a indiklerinde uyanıp kokpitte uyuyan kızını kucağına alacaktı sanki bir umut . Ne olurdu bütün yaşananlar bir rüya olarak kalsaydı .Bir daha hiç kimse böylesine acı bir rüya görmese olmaz mıydı. Olurdu elbet . Ama olmayınca da olmuyor işte.Bu rüya değil acı bir gerçekti. Çok acı bir gerçekle başbaşaydılar.Kader bu defa başka türlü ama onlar için çok acı yazılmıştı.Bu acı gerçeği kimse değiştiremezdi. İlhan Astsubayın ve kızının bahtına düşende maalesef bunlardı.. Bitmeyen ömür, bitmeyen yolculuk olmazmış. Uçakta görevli havacı astsubay İlhan astsubayın ağabeyinin sorusu üzerine Samsun'a inileceğini havanın ve görüş mesafesinin inişe çok uygun olduğunu söyledi. Bu haber İlhan Astsubayın babasını ve ağabeyini rahatlattığı gibi diğer şehitlerinde planlanan şekilde memleketlerine sorunsuz nakledileceğinin sinyalini vermiş oldu. Bu konuşmadan kısa bir süre sonra Askeri Uçağın Samsun semalarında olduğu ve inişe hazır olduğu söylendi. Uçağın tekerleri piste değdiğine şehit yakınları rahatladı. Samsun Havaalanında iki Ambulans hazır bekliyordu. Birde Havaalanına İlhan Astsubayın akrabaları ,arkadaşları ve komşuları gelmiş ,havaalanında uçağın piste inişini bekliyorlardı. Yine aynı şekilde Şehitlerden Astsubay Naci Yıldırım'ın da Samsun Havaalanına Niksar'dan ve Samsun'dan bazı yakınları gelmişti. O yılların burnundan kıl aldırmayan bürokratları ve şehrin ileri gelenlerinden hiç kimse, nede Garnizon Komutanı ve diğer subaylar Şehit cenazelerini şimdi ki olduğu gibi karşılamaya gelmemişlerdi. Şehit yakınlar o yıllarda bu karşılamamayı normal karşılamışlardı. Çünkü daha önce böyle bir olayı birebir yaşamamış ve tanık olmamışlardı. Olması gerekeni de bilmiyorlardı .Ama Kars'ta resmi ilgi ve sahiplenme her şeye rağmen daha samimi idi .Bu durum o yıllarda çok normal gibi görülse de insanın canını sıkan şehitlerimizin kemiklerini sızlatan bir olaydı.

Samsun Merkez Komutanlığına bağlı Astsubay ve beraberindeki inzibat askerleri havaalanında ambulanslarla birlikte şehitleri uçaktan almak için hazır bekliyorlardı. Havaalanı polisi de orada idi .Dönemin Valisi Merhum Şinasi Kuş, dönemin Samsun Belediye Başkanı Muzaffer Önder Şehitleri karşılamak için havaalanına gelmemişti. Şehirde çok olağanüstü bir durum olmamasına rağmen Samsun protokolü maalesef karşılama için havaalanında yoktular. Havaalanında siyasi kimlik sahibi herhangi bir milletvekilini bırakın hiç bir partinin en küçük bir delegesi bile yoktu.1992 yılında ne yazık ki şehit cenazelerini havaalanına karşılamak için protokol üyeleri gelmiyordu. Eski Türkiye lafını hiç sevmiyoruz ama bunlar maalesef bu şekilde yaşanıyordu ve yaşandı, yaşatıldı. Şehit oysa ki hepimizin şehitleriydi ,hepimizin evladı, kardeşi, komşusu, hemşerisiydi, milletimizin gözbebeği askeriydi ,bizden birisiydi ama kulaklarımızı tıkıyor ,gözlerimizi kapıyorduk?

Şehit cenazelerine katılanlara da şehit neyin oluyor diye soranlar bile oluyordu. Şehit cenazesine katılmak için birisinin kan bağının olması gerekmiyor .Böyle bir düşünce sağırlık ve duyarsızlıktır. Kim düşünmüş ya da böyle düşünüyorsa yanlıştır. Samsun Havaalanında uçaktan indirilen ilk naaş şehit Astsubay Naci Yıldırım'ın naaşı oldu. Askerler tarafında pistte bekleyen Ambulansa yerleştirildi ve refakat eden bir astsubayla birlikte yakınlarının da eşliğinde Niksar'a defnedilmek üzere Samsun Havaalanından diğer şehit yakınları ve Samsun Merkez Komutanlığında görevli bir astsubay tarafından uğurlandı. Aynı şekilde askerler tarafından omuzlarda uçaktan alınan İlhan astsubayın Türk Bayrağına sarılı tabutu pistte bekleyen o yıllarda kapatılmamış olan Samsun Asker Hastanesine ait diğer ambulansa yerleştirildi. Şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın pistte bekleyen yakınları bir anda tekrar gözyaşlarına boğuldu. Uçakla gelen şehidin annesine ,babasına, eşine, kızına akrabaları ve komşuları sahip çıktı. Aileye sahip çıkacak ne bir ambulans ve ekibi ,ne görevlendirilmiş bir araç ,ne de bir görevli yoktu. Tüm bunlar yaşanırken Askeri Kargo uçağı iki şehidi bırakıp kalan son iki şehitle birlikte günün son yolculuğu için büyük bir gürültü eşliğinde havalanarak Ankara'ya uçtular .İlhan Astsubayın naaşını alan Askeri Ambulans ise Samsun Havaalanına beş dakikalık mesafedeki o yıllarda faal olan (kapatılan) Samsun Asker Hastanesi morguna götürdü. İlhan Astsubayın cenazesi 21 Nisan 1992'de Salı günü Samsun Asri Mezarlık şehitliğinde öğle namazına müteakip defnedilecekti. Babaevine cenazeyi ailenin son geceyi de babaevinde geçirmesi için istemesine rağmen askeri yetkililer vermediler. Cenazenin morgda bekletilmesini uygun gördüler. Aile şehit astsubay İlhan Hamlı'yı doğup büyüdüğü babaevinde bir gecede olsa son kez kendi evinde misafir etmeyi çok istemişti .Şehidin vücudunda çok sayıda çeşitli kurşun yaraları olduğu için buna izin vermediler .Doğrusu da buydu zaten. Ama ailenin olmazsa olmaz isteği hastane morgunda olsa da şehitlerinin soğuk yüzünü son bir kez görmekti. Bunun için de Samsun Havaalanında cenazeyi karşılayan Hasan Astsubaydan ısrarla bu taleplerinin yerine getirilmesini istiyorlardı. Hasan Astsubay birazda merhamet ederek şehit ailesinin bu taleplerini kabul etmek zorunda kaldı.21 Nisan 1992 sabahı cenaze töreni öncesinde son kez bu isteklerini yerine getirme sözü verdi. Ne o gece ,nede şehadet haberinin alındığı günden itibaren şehidin babaevine ne bir bayrak asan, ne de taziye için ziyarete gelen ne askeri ,ne de sivil bir yetkili olmadı. Maalesef o yıllarda kimse ne yapacağını tam olarak bilmiyordu. Şehit cenazelerine resmi görevlilerde hazırlıksız yakalanmışlardı. İnsani olarak da olsa o dönemin Samsundaki protokol üyeleri şehidin babaevine gelebilir, aileye kısa bir taziye ziyaretinde bulunabilirdi. Aile ile bağlantı kuran sadece Merkez Komutanlığından görevli bir İnzibat Astsubayından başka hiç kimse olmadı .Şehidin babaevine aileyi bu acılı günlerinde takip için bir ambulans ve sağlık ekibi dahi gönderilmedi. Bunlar o yıllarda ailenin ve şehidin yakınlarının dikkatini çeken şeyler değildi .Özellikle 1995'li ve 2000'li yıllardan sonra şehit cenazelerine ülkeyi yönetenlerin gösterdiği yakın ilgi ve alaka ile birlikte il ve ilçe protokol üyelerinin şehit cenazelerini hangi saatte olursa olsun karşılamak için Havaalanlarını doldurduğunu ,bununla birlikte aile için her türlü psikolojik ve sağlık desteğinin verildiğini görünce eski şehit cenazelerindeki duyarsızlığı ve katılığı insan ister istemez hatırlıyor ve bu duruma çok üzülüyor .Halbuki devletin ambulansı ,sağlık ekibi ,destek personeli, protokol üyeleri, din adamları o yıllarda da vardı. Bunlar bu ülkeye sonradan gelmediler. Bunları acımasızca yaşayınca nereden nereye demek zorunda kalıyoruz. Hatta şehit cenazeleri artık o ildeki ve ilçedeki bütün camilerden selalar okutularak herkese duyuruluyor . Demek ki isteyince bunları yapmak ya da yaptırmak çok külfetli ve zor şeyler değilmiş.
(Devamı Yarın)