Ayhan HAMLI

Pamuk Geçidi Şehitlerimizi Şehadetlerinin 30. Yıldönümünde Anıyoruz - 8 -

Ayhan HAMLI

ANNEMİZİN MAVİ GÖZLÜ PAŞASI
ŞEHİTLER ÖLMEZ ŞEHİTLER ÖLMEZ
UNUTMADIK UNUTTURMUYORUZ
UNUTTURMAYACAĞIZ!

(8.Bölüm)



Şehit cenazesi sahipleri o kadar büyük bir acının arasında artık kendileri ya da yakınları bir de sela işi ile ilgilenmiyorlar. En azından Samsun genelinde bu şekilde yapılıyor. Şehit cenazeleri ile ilgili şehidin defni öncesinde yapılması gereken dini vecibeler şimdi artık ailenin talebi beklenilmeksizin önceden planlandığı şekilde şehit cenazesi bilgisini alan müftülük görevlileri tarafından gerçekleştiriyor. Bunu yapanları da saygı ile karşılıyor, kendilerine içtenlikle teşekkür ediyoruz. Şehit selasının bile bahşişle okutulduğu o günlerden bu günlere gelmek elbette çok olumlu ve çok doğru bir gelişme. Gerçekte olması gerekende işte budur.21 Nisan 1992 Salı günü sabahının erken saatlerinde mahalle camisinde okunan şehit astsubay İlhan Hamlı'nın selası insanın içini acıtıyordu. Selanın okunduğu alan sadece babaevinin bulunduğu mahalle sınırları içerisindeydi. Birde komşu mahalle olması nedeniyle aile Rasathane Camiinde de selanın okunmasını yakınlarından istemiş ,onlarla camii hocası ile görüşerek Rasathane camiisinde de sela okutmuşlardı. Selalar da okunduktan sonra Şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın ailesi ve yakın akrabaları kendi kiraladıkları Türk-iş hattında çalışan özel bir minübüsle Esentepe Kışlası'nın ve Samsun Eski Havaalanının yakınındaki Kapatılan Samsun Asker Hastanesi morguna gittiler. Hasan astsubay söz verdiği gibi şehidin tabutunu açıp son kez ailesine İlhan astsubayı son haliyle gösterecekti. Hasan Astsubay verdiği sözün arkasında durdu. Samsun Asker Hastanesi Morgunda şehidin tabutundaki bayrak alındıktan sonra bir keser yardımıyla şehidin tabutunun kapağını tutan çiviler çıkarıldıktan sonra şehit ailesine Hasan astsubay son kez Şehit Astsubay İlhan Hamlı'yı görmelerine müsaade etti .Hastane morgu adı gibi gerçekten buz gibiydi. Şehidin açılan tabutunun içi sac kaplıydı. Şehidin ailesi ve akrabaları ilk kez bir hastane morgunda şehit astsubay İlhan Hamlı'nın son halini göreceklerdi. Ama tabutun içindeki cenaze çok farklıydı sıradan bir cenaze değil, şühedanın cenazesiydi ki tabutun kapağı açılır açılmaz adeta bir cennet kokusu yayılmıştı. Şehidin babası Ahmet, annesi Bedriye , ağabeyi Ayhan ve diğer yakınlarından birkaç kişi daha aileye hastane morgunda refakat ediyordu. Şehit astsubay İlhan Hamlı'nın mavi gözleri açık kalmıştı. Annesinin mavi gözlü paşası gözlerini kapatmamış yaşıyormuş gibi bakıyordu.Belki de şehitler ölmez mesajını vererek aile fertlerini rahatlatmak istiyordu kimbilir. Şehit astsubay İlhan Hamlı'nın gözlerindeki parıltı şühedanın vatan ve bayrak sevgisinden başka bir şey değildi.

Şehidin ağabeyi eliyle İlhan astsubayın gözlerini kapatmaya çalıştı .Şehidin göz kapakları buz gibiydi. Şehidin yüzünden sanki soğuk terler boşalmıştı. Yüzündeki o yarım kalmış tebessüm ise adeta ben ölmedim, ben artık cennet gülüyüm diyordu. İlhan Astsubay kelimenin tam anlamıyla Cennet kokuyordu. Başından aldığı yara nedeniyle başının arkasına siyah bir poşet koymuşlardı .Belli ki yarası kanıyordu kefen kan olmasın diye kefenlerken tedbir almışlardı. Vücudundaki binbir çeşit kurşun yarasına rağmen İlhan Astsubay hiç ölmemiş gibiydi. İlhan astsubayın ağabeyi Ayhan, Hasan Astsubaya söz vermişti hiç kimse taşkınlık yapmadan sessizce son kez İlhan Astsubayın yüzünü görecekti. Öylede yaptılar. İlhan Astsubayın babası oğlunun son kez yüzüne bakarken dayanamadı olduğu yere yığılırken akrabaları tarafından yere düşmesin diye tutuldu .Belki de hayatında ilk kez Ahmet baba bayılıyordu. Kolay değildi. Evladını gencecik yaşında kaybetmiş bir baba dört gündür adeta canlı cenaze gibiydi. Ne uyku, ne yemek ne de dinlenmek vardıı. Sigaranın birini söndürüp diğerini yakıyordu. Yaşanan acı olay karşısında elinden hiçbir şey gelmeyen çaresiz bir baba vardı. Bir annenin , bir babanın dokunmaya kıyamadığı biricik evladını kaybetmesi dayanılır bir durum değildi. Hasan Astsubay şehidin tabutunu yeniden bayraklamaya çalışırken Kars'dan tabutla birlikte gelen bayrağın muhtelif yerlerinin ciddi şekilde güvelenmiş ve yıpranmış olduğunu görmesi üzerine Samsun'daki yapılacak tören için bayrağı değiştirmeye karar verdi ve değiştirdi. Şehidin naaşı güvelenmiş bayrakla geldiği için o bayrağı aileye cenazenin defin işleminden sonra şehitlikte verilmesi için askerlere teslim etti. Şimdi salim kafa ile düşününce Hasan astsubayın bayrağı değiştirmesinin doğru bir davranış olduğunu düşünmemek mümkün değil. İnzibat Astsubayı güveli bayrağı değil, sonradan tabuta çekilen yeni bayrağın aileye verilmesini sağlamalıydı. Maalesef o yıllarda böyle hoş olmayan durumlarla karşılaşmak kaçınılmazdı. Kasıtlı olmamakla birlikte şaşkınlıklar, acemilikler bir çok kez yaşanabiliyordu . Çünkü o yıllarda henüz şehit ve gazilerle ilgili hiç bir birim kurulmamıştı. Belki de yaşanan bu tür olumsuzluklar şehit ve gazilerle ilgili bir birimin ya da birimlerin kurulması gerektiğini yetkililere göstermişti. O yıllarda şehit ailesine fazladan verilecek bir bayrağın bile hesabı yapılıyordu.

Askeri yetkililerden ailenin bir isteği daha vardı ;cenaze namazı öncesi şehit cenazesinin Samsun ilkadımdaki babaevinin önüne helallik alınmak üzere son kez getirilmesiydi. Başlarında görevli bir astsubayla birlikte inzibat askerleri arkası açık küçük jeep tarzı bir askeri araçla ilhan Astsubayın bayrağa sarılı cenazesini Yenidoğan mahallesindeki tek katlı mütevazi babaevinin önüne getirdiklerinde babaevinin önüne mahalle kıraathanesinden temin edilen büyük tahta bir masa vardı.T ahta masanın üzeri Tek Gıda İş Sendikasından ödünç alınan büyük bir bayrakla süslenmişti. Şehit Astsubay ilhan Hamlı'nın babaevinin önü ise mahalle komşuları tarafından doldurulmuştu. Ağlayan komşu kadınların gözlerinden yaşlar sel gibi akıyordu.Şehidin babaevinin önünde bekleyen helallik alınmasına eşlik eden hiçbir askeri yetkili yoktu. Şehidin dayısı İsmail Güler helallik alınmadan önce mahalle halkına şehitlikle ve yaşanılan talihsiz olayla ilgili çok duygusal kısa ama öz bir konuşma yaptı. Şehidin dayısının yaptığı o konuşma yıllar sonra bile o konuşmaya tanıklık eden ve dinleyenler tarafından övgüyle anlatılmaktadır. Konuşma siyasi değil ama tamamen o yıllarda yaşanan acı gerçeklerle örtüşen çok etkili bir konuşmaydı. Ülkemizin Doğu ve Güneydoğusunda o yıllarda terör örgütü tarafından insanlık dışı katliamlar gerçekleştirilirken Dönemin Cumhurbaşkanı Merhum Turgut Özal üç beş çapulcu diye açıklamalarda bulunuyordu. Üç beş çapulcu diyerek yeterince üzerine gidilmeyen hainlerin cellatlar sürüsü mensubu olduklarını acı tecrübelerle öğrendik Dayı İsmail Güler'in gözlerinden yaşlar süzülerek yaptığı o duygusal konuşmadan sonra mahalle camisini hocası babaevi önünde toplanan komşulardan ve cenaze için orda bulunan kadın ,erkek herkesten helallik istedi. Şehidin annesi Bedriye anne, "Hakkım helal olsun oğlum .Ben senden razıyım Allah'ta sendenden razı olsun "dedi. Şehit astsubay İlhan Hamlı'nın babaevi önündeki helalleşmesi en fazla 10-15 dakika sürmüştür. Şehidin naaşı ailenin ve katılanların isteği üzerine mahalleden inzibat askerlerinin omuzlarında taşınarak 100 yıl Bulvarı Rasathane camiisi ,Modern Pazar ve Ağabali caddesi üzerinden Gazi Caddesine inilerek Site camiinin şimdiki Bulvar Avm (Tekel Sigara Fabrikası ) önünden Cumhuriyet Meydanı Bankalar caddesi üzerinden Büyük camiiye kadar o yılların iletişim şartlarında büyük bir kalabalık , önlerinde Renault marka bir polis otomobilinin eskortluğunda su gibi aktı. Cenaze korteji Büyük camiiye saathane tarafından giriş yaparak Şehit Astsubay İlhan Hamlı'ya ait bayrağa sarılı tabut musallaya İnzibat askerleri tarafından bırakıldı.

Camii avlusunda bekleyen kalabalıkla cenaze ile birlikte gelen kalabalık birleşince mahşeri bir kalabalık oluştu.Şehit cenaze namazına ve törenine katılmak üzere o dönemin Samsun protokolu Garnizon Komutanı,Samsun Valisi Merhum Şinasi Kuş ve Samsun Belediye Başkanı Merhum Muzaffer Önder ,Samsun İl Emniyet Müdürü ve diğer daire müdürlerinden bazıları askeri personel ,şehit cenazesini aile çevresinden duyan çok sayıda vatandaş katılım sağlamıştı. Şehidin ailesinden annesi ,babası ,abisi ,kardeşi ,eşi ve diğer yakınları camii avlusundaydı. O yıllarda camii avlusunun alt kısmında havuzlu bir çay bahçesi bulunmaktaydı. Çay bahçesine ait bölümde cenazeye katılan kadınlar cenaze namazına kadar beklediler.şimdiki gibi camii avlusunda ne şehidin naaşına nede cenazeye katılım sağlayan protokola ve şehit ailesine ayrılmış özel bir yer bulunmuyordu.


Camii avlusunda özel bir ses düzeni kurularak namaz vaktine kadar Müftülüklerin görevlendirdiği hocalar tarafından Kuran-ı Kerim Tilaveti yapılmıyor, cenaze töreni boyunca ne öncesinde ne de sonrasında sağlık Bakanlığına ait donanımlı bir ambulans ve sağlık personeli bekletilmiyordu. Şehidin ailesi ile birebir ilgilenen sürekli takip eden yanında resmi bir görevlide bulunmuyordu. Aileye sadece kendi akraba ve arkadaşları manevi destek sağlıyordu. O desteğinde çok profesyonel bir destek olmadığını bazen birilerinin de kaş yapayım derken göz çıkarttığı destekten başka bir şey değildi .En büyük desteği aile bireyleri kendilerinden alıyordu. Aileye tören sırasında bir bardak su verecek bir resmi görevli dahi bulunmuyordu. Şehit Gazi Şube Müdürlükleri de yoktu. O yıllarda şehit ailesi o dönemin yöneticilerinin insiyatifine bırakılmıştı, acemilikler yetersizlikler ayan beyan göze çarpıyordu. Artık bu olumsuzluklar yaşanmıyor aileyle en üst seviyede temasa geçiliyor ve en küçük bir aksaklığa meydan verilmiyor, hem cenaze sürecinde, hem cenazeden sonra aile mümkün olduğunca hiç yalnız bırakılmıyor. Maalesef o dönem Şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın cenazesinde resmi eksiklikler yaşandı . Protokol insiyatif almadı . O yılların yazılı katı protokol kuralları nasılsa o uygulandı. 30 yıl sonrasında bile şehit ailesinin hafızasından ,beyninden silinmeyen o yılların katı protokol kuralları ve insiyatif alıp daha insani davranamayan bazı iş bilmezleridir ki onları şehit aileleri hiç unutmadı. Çünkü onlar devletin şefkatini ve sıcak yüzünü yeterince gösteremediler. Cenaze sürecinde Şehidin babaevine bir taziye ziyareti bile yapılmadı. Devlet her zaman olduğu tılmak için şehit cenazesinin başına gelen protokola kendisini tanıtan bir baba ve bir de ağabgibi şehidinin yanındaydı. Ama o görevi hakkıyla yerine getiremeyen bazı istisnalarda vardı. Ne acıdır ki cenaze namazına kaey vardı. Halbuki aileyi bulup tanıtması ve göstermesi gereken resmi görevliler olmalıydı.(Günümüzde bu görevi Aile Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü görevlileri ile şehidin bağlı bulunduğu kurumun yetkilileri harfiyen yerine getiriyor.) Ama o yıllarda maalesef devlet protokolu şehit cenazelerine hazırlıksız yakalanabiliyordu. Cami avlusunda öğle namazına müteakip şehit astsubay ilhan Hamlı'nın cenaze namazı camii hocası tarafından kıldırıldı. Çok uzun bir dua da yapılmadı. Ne şehidin özgeçmişi okundu ,nede şehitlikle ilgili bir konuşma yapıldı.Oysa ki Kars Valiliği önünde yapılan uğurlama töreninde şehitlerin özgeçmişleri sırasıyla okunmuştu.

Cenaze namazı bitiminde askerler Türk bayrağına sarılı şehit cenazesini omuzlarında tören adımı ile törenin yapılacağı Atatürk Bulvarına yani Atatürk Kültür Merkezi ile Büyük camii arasındaki ana yola taşıdılar ve tören tertibi aldılar. Törende aile hatırlandı öne davet edidi. En önde askeri bando hazır bekliyordu. Bu arada cenaze namazı kılınırken çiseleyen yağmur törenin yapılacağı dakikalarda hızını biraz daha artırmıştı .Ailenin yağmura aldırış edecek hali yoktu.3 gecenin üst üste yorgunluğu, uykusuzluğu ,evlat acısının verdiği acının yanında sel aksa ne yazardı. Yürek yangını herşeye bedeldi. Cenaze marşı Askeri bando tarafından bu defa Şehit Astsubay İlhan Hamlı için çalınıyordu. O sırada gökyüzü cise cise ağlıyor törene katılan asker ,sivil katılımcıların ,şehit ailesinin , herkesin üzerine damla damla boşalıyordu. Törene katılan bazı Protokol üyelerini görevliler cise şeklinde yağan yağmurdan korumak için şemsiye tutuyordu. Dönemin Belediye Başkanı Merhum Muzaffer Önder ve o dönemin Samsun Valisi merhum Şinasi Kuş'u şemsiyeler yağmurdan ne kadar korudu bilmiyoruz ama şemsiyeli görevliler onları takip ediyordu. Şehit ailesi ıslanacakmış hiç kimsenin umurunda değildi.

Tören korteji Büyük Camiiden şimdiki Vatan Bilgisayar'ın ve o yıllarda Yaşar Doğu Kapalı Spor Salonunun bulunduğu noktaya kadar "Şehitler ölmez vatan bölünmez", "Kahrolsun PKK ","Vatan Canım Sana Feda" sloganları atılarak gelindi. Askerlerin omuzlarında taşınan şehit astsubay İlhan Hamlı'nın Türk bayrağına sarılı naaşının önünde İlhan Astsubayın devresi Karacı İstihkam Teknisyen Kıdemli Üstçavuş rütbesinde bir Astsubay İlhan Astsubayın fotoğrafını taşıyor onunda önünde Samsun Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü Hocası Ahmet Yavuz Kuvvet komutanlıklarından gelen çelenkler, askeri bando ,saygı mangası bulunuyordu. O yıllarda Samsunda cenazeyi taşıyacak top arabası Samsun Garnizon Komutanlığında maalesef yoktu. O yıllarda Tek Gıda İş Sendikasının binası olan şimdiki Vatan Bilgisayarın hizasına gelindiğinde Samsun Belediyesine ait o dönemin Yeşil renkli Üzerinde Samsun belediyesi yazan cenaze aracına şehidin naaşı asri mezarlık şehitliğine nakledilmek üzere yerleştirildi. O yıllarda Samsun merkezde sadece Asri mezarlıkta şehitlik vardı çokta düzenli ve bakımlı bir şehitlik değildi. Eski dönemlerin yetkilileri Belediye Başkanları nedense bu konuda çokta duyarlı davranmamışlar. Asri mezarlıktaki mevcut şehitlik anıtının etrafı yıllar önce şehitlik olarak düşünülmüş ve ayrılmışsa da belli bir tarihe kadar şehit gelmediği için her şeyi para gören bazı duyarsızlar sivil definlerle o alanın doldurulmasına müsaade ederek şehitlik anıtının hemen dibi sivil mezarlara verilmişti. Bu öngörüsüzlüğü şehitlik anıtının hemen dibini sivillere açmanın nedenini dün olduğu gibi bugünde anlamak ve kabul etmek asla mümkün değil. Bu durumun savunulacak çok iyi düşünülmüş denilecek hiçbir yanı yok.

Askeri bandonun çaldığı cenaze marşı susmuş ,görevliler ise kendilerine o günün koşullarında tahsis edilen araçlara binmişti. Kimse şehit ailesinin takibinde ve farkında değildi şehit ailesine ve yakınlarına ait kendi özel araçları da yoktu .Zaten şehidin babaevinden camiiye kadar babası ve ağabeyi dayısı,amcaları dahil erkekler cenaze ile birlikte 2 kilometrelik yolu yürüyerek gelmişlerdi. Şehidin annesi kayınvalidesi ,teyzeleri çok yakın bayan akrabaları ise Tek Gıda İş Sendikası tarafından sağlanan araçla Büyük camiiye kadar getirilmişlerdi. Büyük camideki kılınan cenaze namazı sonrası gerçekleştirilen cenaze töreninden sonra şehidin ailesi anne ,baba,eş ağabey törenin bitiminde yolun ortasında maalesef kendi hallerine kalakalmışlardı.Bu durum nasıl başarılmıştı bunu anlamak mümkün değildi. O kadar acının arasında şehidin ailesine sahip çıkacak, onları araçlarla mezarlığa götürecek resmi bir görevli tahsis edilmemişti ,edilmez miydi?Bu nasıl bir plansızlık bu nasıl bir öngörüsüzlüktü? O yılların iş bilmezlerinin bu ihmalini, bu plansızlığını şehit ailesi hiç unutmadı. O gün aileyi tören yerinde isyan ettiren bu olayı gören cenazeye katılanlardan Samsun Tekel Başmüdürü kendi makam aracını hiç terddüt etmeden aileye terk ederek asri mezarlığa gidişlerini sağlama duyarlılığını göstermiştir . Ailenin adını dahi bilmediği, yüzünü bile hatırlamadığı o yıllarda henüz özelleştirilmemiş olan Tekel Başmüdürlüğünde Müdür olarak görev yapan o duyarlı insanı hiç unutmadılar . O yıllarda özel araç sahibi insanlar bugünkü kadar çok olmasa da sınırlı sayıda eşin dostun sahip olduğu özel araçlarda vardı. Şehit ailesi tören yerinde sahipsiz kalacaklarını bilseydi ,kendi araçlarını da kendileri temin ederlerdi. Cenaze töreninde ne bir tane ambulans, nede bir tane sağlık personeli yoktu. Bütün bu olup bitenlerin nasıl bir ihmal ya da nasıl bir beceriksizlik olduğunu bugün artık şehit ailesi sorguluyor. Çünkü artık şehit cenazelerinde bu tür ihmaller ve duyarsızlıklar yaşanmıyor. Devlet en küçük bir üzüntü kaynağı olacak hiçbir duyarsızlığa asla müsaade etmiyor. Şehitlere ve onların ailelerine yakışan artık en üst seviyede yapılıyor. Şimdi bunları görmezden gelip yok sayamayız. Yaşanan olumsuzluklar kötü bir anı olarak yaşayanların hafızasında kaldı.
(Devamı Yarın)