12 Eylül öncesinin acılarını yaşamış bir insanım...
Samsun; cadde cadde, sokak sokak bölünmüştü...
Çiftlik Caddesi solcuların, Mecidiye sağcıların hakimiyetindeydi...
Olaylar bitmek bilmiyordu...
Kim neyi, ne uğruna yapıyordu...
Kahramanmaraş ve Çorum olayları patlak vermişti...
Ortalık kan gölü...
Sağ-sol yetmemiş, bir de Alevi-Sünni çatışmaları çıkmıştı...
Herkes cenazelerden medet umuyordu...
Sloganlar, marşlar ve kargaşa...
Sağduyu sahibi insanların sesini kimse duymuyordu...
Her şey sanki bir oyundu...
Hiç unutmam o günlerde, bir gazete haberinde, İstanbulda bir çöplükte öğretim üyesinin cesedinin bulunduğu yazıyordu. Cesedin üzerinde de Antiterör Örgütü yazılı bir kağıt olduğu belirtiliyordu...
Şaşırmıştım...
Aradan yıllar geçip, belgeler ortaya çıkınca, bu cinayetlerin neden işlendiğini görür olmuştuk...
Sağcının silahı, solcuda çıkıyordu...
Hangi eldi, bu değişimleri yapan?..
12 Eylül oldu, kurtulduk...
Bir süre geçti, bu kez Türkiyenin aydınları karanlık cinayetlere kurban gitti...
Gerçek failler bulundu mu?..
Danıştaya saldıran avukat Alparslan Arslanı iyi tahlil edin...
Mehmet Ali Ağca gibi, ruhsal sorunları olan biri...
Adam içki içiyor, porno kaset izliyor...
Ama gelin görün ki, saldırıyı yaparken, Allahın askeriyiz diyor...
Belli ki, seçilmiş bir kişilik...
Kim seçti?.. O şimdilik karanlıkta...
Ancak, bilinen bir şey var ki, o da Türkiyenin kaos ortamına sürüklenmesidir...
Piyasalar allak-bullak oluverdi birden bire...
Vatandaş gerildi...
Ve bu olayın seçiliş tarihi ise, 19 Mayıs Atatürkü Anma Gençlik ve Spor Bayramı öncesi olması...
Dikkat çekici değil mi?..
Türkiyeyi 12 Eylül öncesinin karanlık günlerine sürüklemek isteyenlerin bu çabaları karşısında, sağduyuyu elden bırakmamak gerekir...
İktidar ve muhalefet mensupları, bu ülkenin yazarları, çizerleri; dahası tüm aydınları, olayları büyük bir soğukkanlılık içinde değerlendirmelidir...
Aksi takdirde, bizi birbirimize düşürmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüş oluruz...