Ergin KAHVECİ

KÖYE DÖNÜŞ MÜ?

Ergin KAHVECİ

Suriye’li göçmelerle ilgili geçen yıl bir rapor hazırlamıştım.

  1. Yüzyıl Enstitüsünce yayınlanan raporda; Suriye’li göçmenlerin, ülkemiz adına oluşturduğu demografik durumu ve bunun kültürel, sosyal, ekonomik ve özellikle“uluslaşma” konusunda yaratacağı sıkıntıları, analitik verilerle analiz etmeye çalışmıştım.

Sonraki süreçte, bazı medya organlarında, tarımsal üretim ve köy nüfusundaki azalmalar nedeniyle, bu göçmenlerin köylere yerleştirilmesi ve/veya bir şekilde köylerde tarımsal üretime entegre edilmesi gibi düşüncelere şahit oldum.

Bunun hiç doğru bir fikir olmadığını, beklenen faydayı sağlamayacağını, sağlamasının mümkün olmadığını söyledim yine de söylüyorum.

Tam da bunun üzerine, TÜİK’in yayınladığı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminde yer alan nüfus bilgilerini incelediğimde ilginç bir veri ile karşılaştım.

Belde ve köyler nüfusu,son 12 yılda ilk defa artmış ve artış oranı bir önceki yıla göre% 4,76 olmuş. Bu oran,ülke genelindeki binde 14,7 olan nüfus artış hızının çok çok üzerinde bir oran.

Yaklaşık 30 katı.

Yani beklenen,olağan bir durum değil.

2017 yılında 6.049.393 kişi olan köy ve beldeler nüfusu 6.337.385 olmuş. 287.992 kişi artış olmuş.

Başka ilginç bir durum ise bu artış miktarınınerkek nüfus lehine olması. Bilindiği üzere göçmen hareketlerinde, erkek nüfus, genellikle öncü göçmenlerdir.

2018 yılı rakamları ile hiç beklendik bir gelişme olmayan köy ve beldeler nüfusundaki artış, umarım yeni sorunlar ya da kaygılar oluşturmaz.

Çünkü “toplumsal değişimin” en temel etmenlerinden biri olarak karşımıza çıkan,“nüfus hareketleri” (büyük miktarlardaki göçler) ve buna bağlı“nüfus yoğunluğu, hızı, sayısı”, yani,“nüfusun demografik etkileri”,ülkemiz için dikkatle analiz edilmesi gereken süreçlerdir.

Toplumsal değişim üzerinde en önemli etkenlerden birisi,“uluslararası büyük/toplu yoğunluklu göçler”dir. Ve bu değişimin etkisi çift taraflıdır.Göç veren/gönderen ülke ve göç alan ülke bu durumdan toplumsal olarak etkilenir.

Toplumbilimciler 2.ci dünya savaşı sonrası ve özellikle 80 sonrası neoliberal ekonomik koşulların baskıladığı ulusötesi göçmen hareketlerinin üzerinde oldukça geniş çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalarda; devletler, toplumlar, bireyler, kültürler ve mekânların farklı farklı şekillerde, ancak genellikle“olumsuzluk”olarak yorumlanan sonuçlar üzerinden etkilendiğini belirtmektedirler.

Bu durumda; Suriye ya da başka bir ülke kökenli“yoğun-kütlesel göçlerin ve göçmenlerin”, göç alan ülkelerde yaratacağıtoplumsal değişme ve gelişmelerinbize özgü, bize özel bir durum olmadığını,“ululuslararası” bir durum ve sorun olduğunu belirtmemiz gerekir. Uluslararası toplumbilimsel bu değerlendirmenin özelinde, bize ait kültürel, ekonomik, mekânsal ve siyasal şartları da düşündüğümüzde, konunun daha da karmaşık olacağı gerçeğini görmemiz gerekir. Kaldı ki; toplumsal değişmenin, genellikle,“şüpheci/kuşkucu”, “planlanamaz”ve “yönetilemez” olduğu bilgilerini de gözardı etmemeliyiz.

İşte bütün bu bilgi ve değerlendirmeler bizi, köy-beldeler nüfusundaki artışın, olağan bir akışa işaret edip etmediği konusunda şüpheci olmaya itiyor. Yine de bu gelişmenin göçmenlerle nesnel bir bağının olup olmadığını kesin olarak söylemek mümkün değil. Buna dair bilimsel bir çalışmaya henüz rastlamadım.

Bu noktada, göçmenlerin yerleşimi dışında kalan olasılıkları da saymak gerekir diye düşünüyorum.  Bunlar,-olağan akışın-tersine iç göç” ya da “şehrin ve şehirlilerin kır ve köye doğru dışa patlaması, bu mekânı fiziksel olarak yerleşim ve işgal alanı yapmasıdır”.Bu olasılıklara köy mekânları açısından bakıldığında; birinci olasılığın tartışılabilir olduğu, ikinci olasılığın ise olumsuz etki yapacağı açıktır.

Sonuçta; her durumda köye doğru bir akış söz konusudur ve oldukça dikkat çekicidir.

İrdelenmesi gerekir.